
son zamanlarda kafamı en çok biriyle birlikte yaşamak bir de bunu evlilik denen akitle resmileştirmek kurcalıyor. ne gerek vardı demekle, iyi ki yapmışım demek arasında gidip geliyorum. yani ne bileyim. zaten 7 yıldır birlikte olduğum, bir süredir de aynı evde yaşadığım adamla evlendim. evlenmesem de olur muydu ? ya da evlenmeseydik birbirimize bakış açımız bu şekilde mi olur ve değişirdi ? of. adı koca olunca, adamın çöpü atmayı ihmal etmesi ve bir başkasına evlilikten şikayet etmesi sizin adınıza sorun oluyor. bir de her gün akşam yemek yapma görevi evin kadınında ya. o da saçma.
bu yazıyı yazma amacım birazcık da iç dökmek esasen. ne bileyim, evlilik kurumunu sorgulamak için birazcık geç. dışarıdan da her şey çok güzel görünüyor zaten. içeriden de her şey çok güzel de. bazen bana geliyorlar ey olmayan okuyucu. yazarsam rahatlarım dedim belki.
öyle işte. bu arada benden kısacık bir not. eğer burayı okuyan ve evlenmemiş birileri varsa, ben hayatımın aşkıyla evlenmeme rağmen bunu sorguluyorum zaman zaman. o yüzden sakın ama sakın evlenmek için, geç kaldığınızı düşündüğünüz için, baskı sebebiyle vs. evlenmeyin. yazık.

geçen hafta gebzede çalıştım. penguenlerle bile işe gidebilmek çok güzeldi. bu arada, belki soran olur diye, kazak topshop, pantolon mango, botlar ugege

gebzede çalışmanın bir başka güzel yanı da, dilediğin kadar starbucks. binanın içinde starbucks var. hayat bana güzeldi geçen hafta. bu hafta yine. plağza insanlığına dönüş yaptım. takımımın içine kedili kazak giymenin mutluluğu dışında, hava kadar bunaltıcıyım en az. belki yine soran olur. gözlüklerim persol. ve memnun ötesiyim.

şu sıralar evimizdeki tek mutlu kedicik bu. bazen çok istiyorum. bu kedi ben olaydım. manzaraya karşı. kalorifer peteğinin üstünde. gözlerim kapalı. uyusaydım böyle bir güzel..

evi de en çok yağmur yağınca seviyorum. genel olarak yağmuru çok seviyorum zaten. huzur kaplıyor içimi. azcık hüzünlü olsa da güzel be yağmur. bu sıralar annem camdaki su damlalarına taktı genel olarak. ben de bu fotoğrafı ona gönderirim die çektim.

bu salak da evimizin mutsuz kedisi. kendisi kocasızlıktan düz duvara tırmanıyor son zamanlarda. yemeden içmeden de kesildi. ne kendisi uyuyor ne de bizi uyutuyor. az kaldı sokağa atcam 3 günlüğüne. erkeğe doysun diye. ama işte. hayatımda ilk kez cins bir kedim var. onun çocukları bari güzel olsun. piç doğmasın yavrucaklar diye tutuyorum kendimi. kısırlaştırsam mı acaba diye de düşünmeden edemiyorum. ancak işte yine de bir kez doğursun istiyorum.. bilemiyoruz kısacası. sadece jack bey ilen kafayı yicez az kaldı.
bu da böyle bir blog yazısı oldu. çok özeniyorum moda blogu olanlara ve tumblr’lara şu sıralar. ondandır bu post. öyle işte.