boşuna dinlemiyor bu korku kapımızı..
kim konusmus: missipisi
annemin eli elimde. babamin kokusu burnumun diregini sizlatiyor. nasil da yalniz uyaniyorum her sabah ve bu gece ne kadar da yorgunum diye dusunuyorum. kemiklerimin beyni olsa onlar da ayni seyi dusunecek. hayat bir kosusturmaca ve ben sanki bir kosu bandinda haybeye kosuyor gibiyim bu siralar.
iyiye giden hicbir sey yok. iyiye giden tek sey finans sektorunun orta yerindeki despot mufettis kisiligim, ustume yakisan takim elbiselerim o kadar.
iyiye giden hicbir sey yok. bombos kalbim. bombos zihnim. bombos ve duygularimi, huzunlerimi ve butun cocukca sevinclerimi silip atmisim uzaklara. belki de bogazin derinlerinde sariyer kiyilarinda bilmiyorum.
anason kokuyor saclarim. gozlerimde yatiya kalan kanli damarlar. elim annemin ellerinin arasinda. dunyanin en guvenli yerindeyim simdi. gogsune yaslamisim babamin basimi. yikilsa da tum kaleler, burasi ayakta kalacak biliyorum.
insan 25 yasina gelince, daha gercek geliyor olum. bir hayal olmaktan cikiyor, uzaktan gordugu bir adam gibi geliyor. hayal meyal ama gercek oldugunun daha cok farkindayim simdi..
sessizligi, bicak gibi bir siir kesiyor. babam ismimi anlatiyor. annem bir siir okuyor.
bense.. zaman dursun istiyorum. burada boyle kalayim.
yarilanmis raki kadehleri. annemin eli elimde. siginmisiz yikilmayacak tek kaleye..
bir oğlum olacak adı temmuz
uykusuz
korkusuz
beter mi beter
ben beynimi satarak yaşıyorum
o benden proleter
bir oğlum olacak adı temmuz
karataşın göbeğinde aşk
karataşın göbeğinde barış
karataş çatladı çatlayacak
bende bitmeyen kavga
onda yeniden başlayacak..
ne demisler?
bu kadar mı aynısı olur; ama ilk yıllar aynısıydı benim için de.
artık kalan rakıları da içip, kadere boyun eğiyoruz.
sözde kendimizi korucaz diye kıçımızı yırta yırta duvarlar örücemize, zırhlar kuşanıcamıza, sadece yaşamamız gerektiğini;
vakti zamanı geldi mi hayatın o duvarları kumdan kaleler gibi yerle bir ettiğini ve bizim elimizden hiçbi şey gelmediğini bilebilseydik…
gençlere tavsiyemdir: korunmayın, sakınmayın, yaşayın gitsin!
bi de
başlık süpermiş.
hayat 23 yasındada böyle. hıh.
hayata karşı giriştiğimiz anlamsız var olma mücadelesini bir kenara bıraktım da, anne baba deyince sen, henüz küçük bir çocukken babam ölecek diye her gün ağladığım dönemi hatırladım. sapasağlamdı, hergün yine babam oluyordu, ama gitmesinden öyle çok korkuyordum ki, bunun için ağlıyordum. Zaman geçtikçe ölmediğini gördüm, alıştım :) sonra yollarımız ayrıldı, ben hayata atıldım… Gerçekten de atıldım, sanki biri beni bir kalabalığın içine doğru atıp uzaklaştı.
Geçen zaman beni olgunlaştırırken onları yaşlandırdı, maalesef. Şimdi yine ağlamaklı oluyorum annemi babamı düşündüğümde.Son kalem de yıkılırsa, dımdızlak kalmaktan korkuyorum.
sen beni hep ağlat olur mu:)