* La science des reves

kim konusmus: missipisi

32 guzel bir yas. 62 ise her sey icin cok gec oldugu. 31 olsan cekilmezdin eminim. hos simdi de cekilmiyorsun. mutlu anlar dusunuyorum. icinde senin ve benim oldugumuz mutlu anlar. ve bazilari aklima geldiginde, acaba diyorum. o da benim kadar mutlu olmus mudur o zaman ?

bu soruyu kendime sormayi sevmiyorum. kendime sordugum sorularin hepsinden nefret etme potansiyelim cok yuksek zaten. ama ben, seninle ilgili duygularimdan emin olmamayi da hic sevmiyorum. hos, sevgi de karin doyurmuyor zaten. kagit uzerindeki 80 dolarlar insani mutlu etmiyor. eline “in god we trust” yazan banknotlar gectigi zaman daha mutlu olacak olmanin tasidigi ironiyi seviyorum. belki o karin doyurur diye.

obama nobel aliyor. babamsa babayi. sevgilin sana her gun yemek yapiyor. bense doga icerikli reklamlar uzerinde yaptigim calismalarla nobeli almayi planliyorum. hos, fatih terim bana ayda 500 tele verse de mutlu olcem ama, obama nobeli aliyor. ben babayi. sevgilinin sana her gun yemek yaptigini hayal ettigin evin icinde 2 gunde 2 kilo veriyorsun. kimsenin karni doymuyor nihayetinde.

bu, bugune kadar sana yazdigim en duz yazi. daha once hep, kanimizin jellestiginden, dumduz ve upuzun yollardan, caldigim ruyalarindan bahsetmisim. artik ruyalarin oradan buraya gelmiyor. ya da ben daha gucsuzum.

bu, bugune kadar sana yazdigim en duz yazi cunku bu seni tanidigim andan itibarenki en buyuk halin. zaman cabuk geciyor geyiginden sonra, buyumek boktan geyigi yapmayacagim hayir. dedim ya, bazen cok mutlu hissetmisim. ve ben o mutlu anlari hatirlayacagim.

uzak diyarlara kacis planlarimizin basladigi bir konferansi misal. bana imza attirdigin anlasmalari. birer bira esliginde yazmaya calistigimiz senaryolari. butun soguk denizleri ve tunele giren vapurlari. elinde, konusmalarinin ciktilari olan, ve o ciktilarin arkasinda blogumun reklamini yaptigin, adeta bir gerillaya donustugun sunumlari. seni hic tanimiyorken, hava hala cok sicakken buralarda, birlikte ciktigimiz kucucuk bir fotograf yolculugunu, orada edilmis ufak tefek sohbetleri.

bir kedi oldurdum. bir adam tanidim. dakikalarca konustum. bir cok kez anladim. bazen cok yakin oldum. bazense cok uzaktim. icimden defalarca in a galaxy, far far away esprisi yaptim. guldum. ne de olsa, masamin ustunde star wars figurinleri vardi ve ben karnim doymasa da mutlu hissettim. cunku cikolatalarin hepsini ilk gunden bitirdim.

yaratici fikirlerinin %40′ini kendime aldim. beslendim ve ogrendim. izledim ve eglendim. sense hep uyuyakaldin.

simdi.

duz yazilar yaziyorum sana.

oysa en az sana yazdim.

simdi.

bir film ismi* veriyorum sana.

gozlerim buyusun diye.

sen buyu diye.

mutlu yillar efendim!