love n marriage.
kim konusmus: fakeangel

son zamanlarda kafamı en çok biriyle birlikte yaşamak bir de bunu evlilik denen akitle resmileştirmek kurcalıyor. ne gerek vardı demekle, iyi ki yapmışım demek arasında gidip geliyorum. yani ne bileyim. zaten 7 yıldır birlikte olduğum, bir süredir de aynı evde yaşadığım adamla evlendim. evlenmesem de olur muydu ? ya da evlenmeseydik birbirimize bakış açımız bu şekilde mi olur ve değişirdi ? of. adı koca olunca, adamın çöpü atmayı ihmal etmesi ve bir başkasına evlilikten şikayet etmesi sizin adınıza sorun oluyor. bir de her gün akşam yemek yapma görevi evin kadınında ya. o da saçma.
bu yazıyı yazma amacım birazcık da iç dökmek esasen. ne bileyim, evlilik kurumunu sorgulamak için birazcık geç. dışarıdan da her şey çok güzel görünüyor zaten. içeriden de her şey çok güzel de. bazen bana geliyorlar ey olmayan okuyucu. yazarsam rahatlarım dedim belki.
öyle işte. bu arada benden kısacık bir not. eğer burayı okuyan ve evlenmemiş birileri varsa, ben hayatımın aşkıyla evlenmeme rağmen bunu sorguluyorum zaman zaman. o yüzden sakın ama sakın evlenmek için, geç kaldığınızı düşündüğünüz için, baskı sebebiyle vs. evlenmeyin. yazık.
ne demisler?
hadi bakalım, dakika bir kafa karışıklığı bir.
yemek konusunda da eğitmeni öneririm seninkini.
ya kafa karışıklığı değil aslında. asla “neden evlendim ki lan” sorusu geçmiyor içimden. pişman da değilim. benim tek problemim evlilik kurumunun toplumun ve direk bizim bilinçaltımıza yerleştirdikleriyle ilgili. bir şeyler değişiveriyor. ben bile kendimi normalde kafamı takmayacağım şeylere kafayı takarken buluyorum.
yemek konusuna gelince de, bak bu söylediğin bile tamamen bilinçaltımızla alakalı. koca bu ayol, köpek değil ki eğitesin. ama bu eğitme muhabbeti hep nereden çıkıyor, evlilik modernist bi akımsa, buna postmodernist yaklaşanların bize hep dayattıkları. koca dediğin ütü yapmalı, eğitirsen olur bence. eğiticeksin ki bulaşık yıkasın, yemek yapsın.
bırakalım adam istediğini yapsın. aynı şey kadınla da direk alakalı tabi. hıh bak. benim misal en çok sıkıntı yaşadığım yer burası. ikimiz de birbirimizi serbest bırakan insanlarız genel olarak. ama işte evlilik öncesi gerçekten daha serbestken, evliliğin ağırlığı sebebiyle bazen bunu yapmaktan kaçınıyoruz.
ne bileyim. bir çoğumuz, toplum ve ailelerin car car konuşmasını engellemek için evleniyoruz. ya da bir çoğumuzu alet etmeyim. ben o sebepten evlendim. sevdiğim adamla dilediğim gibi aynı evde yaşayim ve sevişeyim, kimseler de karışmasın diye.
ama bu sefer de, evli insan gibi davranman bekleniyor. ben misal dışarı çıkmayı çok seviyorum. benim bey tam bir ev kuşu. her gittiğim ortamda hep aynı tepki “eşin neden gelmedi? o neden yok?” sonra, ben seyahat etmeyi de çok seviyorum. o ise hiç çekemiyor. en basitinden ben ayda bir mutlaka ailelerimizi görmeye gidiyorum adanaya, onun gidesi gelmiyor. nooluo bu sefer, adanadaki herkes, ailelerimiz de dahil, o neden gelmedi ? diye soruyor. bu sefer naapıyorum, o da gelsin istiyorum. onu zorluyorum. bu sebepten misal çok tartışıyoruz. zorla şimdi şubatta onu da götürüyorum adanaya. yazık değil mi ona.
bak misal. daha dün akşam, bir arkadaşına (of o da elin kızına ne dert yanıyorsa) evlilik sakat hee diye dert yandı diye çok sinir oldum. normalde olsa hiç sinir olmazdım. ama ben burada ne kadar çook konuştum sana :) öyle işte. çok dağınık bir yorum oldu. kendimi de pek anlatamıyorum. ama garip evlilik. 1 yıl bitio, hala alışamadım açıkçası. alışamamak da kötü manada diil. hala evli değilmişim gibi geliyor. yabancıyım pek :)
“kafa karışıklığı değil aslında” diye başladığın paragrafları okumayı bitirince sana hak verdim, gayet netsin! geri aldım lafımı.
kurum aslında fena bir kurum değil, ilk bir kaç yılı biraz tehlikeli bencileyin, ve alternatif bir model henüz icat edilmiş değil. modelmiş gibi duran da aslında bir model bile sayılmaz.
mevzu aslında basit, gene bencileyine sorarsan, ama basit olduğunu anlamak biraz zaman alıyor, ona da tecrübe diyorlar, o da bakkalda satılmıyor.
eğitim dediğim öyle eğitim değil.
epey oldu sanıyorum, ama fil hafızam “bu kıza bir kıyak sözüm vardı” dediğimi hatırlatıverdi bana. toplum mu? hadi bakalım, göreceğiz.
başka yere bağlayalım, kariyerini değiştirdiğine memnun musun?
küçük yerde büyük adamdım. kalktım koca bir şehre geldim. tüm kariyerimi değiştirdim. bunların hepsini biliyorsun zaten. korkuyordum. basarılı olur muyum, iyi olur mu, alışır mıyım gibi bir sürü sebepten ötürü.
zor bir şey, 24 yıl bir yerde yaşayıp sonra kalkıp istanbula gelmek bile zor.
ama kısa keseceğim. gerçekten çok memnunum. hiç pişman değilim. şimdi dönüp baktığımda iyi ki yapmışım diyorum. kariyerimle ilgili yaptığım en iyi iki şeyden ilki, bu yöne girmekti bence. 2.si ise, 7 ay önce bir de kalktım banka değiştirdim. başka bir bankaya transfer oldum. o da çok yerinde bir kararmış, şimdi bakınca onu görüyorum.
kıyak sözü konusunda da, hafızam giderek balıklaşıyor sanırım benim yav ? :)
olmayan mı okuyucu?
büyük yerin birbirine benzeyen binlerce bankacısından biri olmamayı da kafaya koyduysan tebrik ederim seni. kariyer kararları dikkatli düşünülmesi gereken konular, çoğu insan “rahat” olanı seçiyor, suçlamıyorum ama, gene bana sorarsan, aynı görev tanımı ve kapsamla aynı pozisyonda en fazla 3-4 yıl çalışılmalı. değiişmiyorsa, bir şeyler büyük ihtimalle yanlıştır. uzatmayayım, sıkı çalış, başarılar.
müfettişlerden binlerce olmadığı için pek sorun yok sanırım ya şimdilik. ancak iş yorucu. ve sike sike sıkı çalışıyorsun.
teşekkür ediyorum.
bir de prw, şafak kaç kaldı ya ?
Ya ben de düşünüyorum bazen, yane yakın bir zamanda değil de acaba bir gün evlenmeli miyim diye. Çocuk olsa iyi olabilir aslında, ama o zaman da en az 15 yıllık falan bi commitment durumu olması gerekir sanırım onu da aklım almıyor.