money!

Merhaba. Bir önceki romantik yazımı uçurmuş bulunmaktayım yanlışlıkla. Elçin’in yazıya yorum yapılmadığını söylemesiyle birlikte. Ben de yerine yenisini yazmaya karar verdim.
Size biraz ekonomiden bahsedeceğim. İşim gereği zaten, iyice herkesin ekonomiyle ilgili sorularına maruz kalmaya başladığımdan, artık her şeye aynı sallamasyon cevapları veriyorum. En son pazar günü dayımın rakı sofrasında, beyimlen bana eee bankalar da batcakmış demesiyle birlikte, hemen bir sermaye yeterlilik rasyosu zırvası ve tüketiciyi koruma kanunlarından bahsedip kapatıverdik konuyu.
En popüler konular zaten, mortgage kredisi almak için uygun bir zaman mı ? altına yatırım yapsak mı ? faiz oranları kaç sizin ? hangi bankadan kredi almak daha uygun ? ya benden hesap işletim ücreti alınmış mı bir baksana ? gönderdiğim eft gitmiş mi bi baksana ? bana bir kkb yapsana…
Gerçekten de bazen çok bunalıyorum. Özellikle, plazanın önünden falan es kaza taksiye binersem, adam hemen anlayıp bankacı olduğumu, direk kitliyor. Bazen çok sabırlı, çok cici, çok tatlı olsam da, cevap versem de (hayır bir de görevim gereği, gerçekten faiz oranlarını vs. çok güncel takip etmiyorum gerek yok çünkü, sallıyorum kafadan bir şey) bazen o kadar bunalıyorum ve başımdan savmak için öyle güzel bir hata yapıyorum ki: ”amca ben müfettişim”
hay ağzım kırılsa da söylemesem şunu. yani bir yandan aslında, söylemesi çok güzel ve çok zevkli bir mesleğim var evet. ama işte, ilgi çekiyor, yanlış anlaşılıyor, taksi şöförleri iyice fantastik birer insan oluyor.
sonra zaten eve yaklaştığımızda, yazık kızım kocana, adamın gözü çok dışarı kaçar, gitme öyle gezme şehir şehir, otur evinde hem çocuk yap nasihatleriyle iniyorum taksiden.
neyse çok uzattım. ne diyecektim. ekonomi evet.
ekonomiden bahsedecektim.
ya da biraz kafamı kurcalayan ona benzer şeylerden.
tüketim çılgınlığından. çünkü çıldırdık. karı koca bildiğin kafayı yedik. kafayı yedik dediğim jack beyin deyişiyle “hayatımızdaki boşluğu sürekli bir şeyler alarak doldurmaya çalışıyoruz.” telefon aldık. ps3 aldık. gitar hiro aldık. bir sürü oyun aldık. hiç televizyon izlemeyen insanlar olarak digiturk plus aldık. dizi paketi aldık. macbook pro aldık. ipad aldık. en son haftasonu bisiklet aldık. aldıkça alıyoruz. aldıklarımızın bir kısmı gerçekten hiç kullanılmıyor bile. her ay, kendimize küfrede küfrede, marketten aldığımız şeylerin bir kısmını atar olduk bozuluyorlar, son kullanma tarihi geçiyor diye.
daha dün, bir blogdaki hiç tanımadığım bir yazarı, boş işler bunlar diyerek acımasızca eleştirirken, bir süredir durmadan moda bloglarıyla deli gibi dalga geçerken,birden kendimi düzenli olarak asos’u takip ederken, asostan gözlük zinciri bile alırken (gözlük zinciri ne lan, annane miyim ben?), haftasonu olsa da h&m’e gitsem bir şeyler alsam diye düşünürken buluyorum.
neyse, yine alışveriş yaptım internetten de az önce. biraz sorgulayasım geldi hayatı falan.
aldıklarımız gerçekten bizi mutlu ediyor mu. bunu merak ediyorum en çok. ya da hayattan, kendimizden çok sıkılıyoruz da, böyle mi tatmin ediyoruz kendimizi. üstümdeki tavşanlı bluze gerçekten ihtiyacım var mıydı? az önce neden 7 tane yüzük aldım acaba? o küpeleri takcak mıyım?
neyse. son zamanlarda yine telefonumu değiştirmek istiyorum. 5 ay önce aşık olarak aldığım telefonumdan sıkıldım çünkü.
sizce bu gidiş çok mu kötü ? yoksa prw yine bana bohem mi diyecek ?
peki ya güzelse gerçekten kazandığını böyle sevdiğin şeylere harcamak ?
güzel di mi ?
amaaan neyse.
en iyisi ben size rings & tings’i tavsiye edeyim. aslında kendime saklamak istediğim bir site kendisi. inanılmaz güzel aksesuarlar ve inanılmaz ucuz fiyata. çok bokunu çıkarmayın olur mu ? bir de aşağıdaki kedi kulaklı yüzükten almayın lütfen benim kendisi. kargo kaç günde geliyor, sorun çıkıyor mu sorularına da kargom elime ulaştıktan sonra cevap vereceğim.








